İçeriğe geç
1996’dan bugüne kültür, kimlik ve dayanışma
Rodos İstanköy ve Onikiada Türkleri Derneği
← Haberlere dön
Facebook

YUNAN ALGISINDAKİ TÜRK İMGESİNİN KÖKENLERİ ÜZERİNE BİR DENEME

YUNAN ALGISINDAKİ TÜRK İMGESİNİN KÖKENLERİ ÜZERİNE BİR DENEME Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı mustafa.kaymakci68@gmail.com Yunan algısındaki Türk imgesi olumsuzluklarla yüklüdür.Bu olumsuzlukların kökenlerinin irdelenmesi bi…

YUNAN ALGISINDAKİ TÜRK İMGESİNİN KÖKENLERİ ÜZERİNE BİR DENEME

YUNAN ALGISINDAKİ TÜRK İMGESİNİN KÖKENLERİ ÜZERİNE BİR DENEME Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı mustafa.kaymakci68@gmail.com Yunan algısındaki Türk imgesi olumsuzluklarla yüklüdür.Bu olumsuzlukların kökenlerinin irdelenmesi bir zorunluluk olarak ortadadır. Çağ ve Ural ,anılan imgenin Batılılar tarafından yaratıldığını,buna göre “Türkler hak tanımayan ve tiran efendidir” ve Greklere yoksulluk,cehalet yorgunluk,acı,dert,kamçı,falaka,ölüm getirmiştir.”şeklinde algının ortaya çıkarıldığını ve Batı’nın bu yaklaşımlarının Yunanların kimlik arayışlarına çanak tuttuğunu yazmaktadırlar.Bu bağlamda yazarlar; “Yunan kültürünün ondokuzuncu yüzyıldan itibaren gelişen Filhellenitik(Yunanseverlik) akımlarla beraber Batı medeniyetinin beşiği olarak gösterilmesi Yunanları Türklerden uzaklaştıran en önemli etmenlerden birisi olmuştur.” demektedirler. AslındaYunanseverlik,Batı’nın Doğu’yu etki altına alması ve denetlemesi için dahice meşrulaştırma ortamı yaratan Oryantalizm ideolojisinin bir sonucudur. Böylelikle bir yandan, emperyalizmin ve Doğu’nun boyun eğmesi için meşrulaştırıcı bir düşünce egemen kılınmış,bir yandan da Doğu’yu Batı’nın edilgen bir karşıtı olarak tanımlanması ya da düşünülmesi ve de ilerlemeci gelişmeyi yalnızca Batı’ya ait bir olgu olarak kabul ettirilmesine olanak sağlayan adımlar atılmıştır . Oryantalistlere göre; “Batı Dinamik, Doğu’yu ise Değişmez/Durağandır.Dinamik Batı; yenilikçi, becerikli ve hareketlidir. Akılcı ve Bilimseldir. Disiplinli, düzenlidir. Mantıklı ve duyarlıdır. Akıl odaklıdır. Otoriter, bağımsız ve işlevseldir. Özgün, demokratik, anlayışlı ve dürüsttür. Uygardır. Ahlaki ve ekonomik olarak ilerlemecidir. Buna karşılık değişmeyen Doğu; Taklitçi, cahil ve edilgendir. Akılcı değildir, batıl ve geleneklerine bağlıdır. Tembel, dengesiz ve doğaldır. Mantıksız ve duygusaldır. Beden odaklı hareket eder, egzotik ve alımlıdır. Çocuksu, bağımlı ve olaylara işlevsiz bakar. Esir ruhludur, disiplinsiz, anlayışsız ve ahlaksızdır. Uygar değil, barbardır. Ahlaki olarak geri ve ekonomik olarak durağandır” şeklinde kabul vardır.

Bu bağlamda, 19. Yüzyıldan günümüze değin, Batılı toplum bilimcileri, egemen olarak dünya tarihinde her şeyin Antik Yunan ile başladığını ileri sürmüşlerdir. Bunlara göre, “Avrupa, Rönesans ile birlikte Yunan düşüncesini yeniden keşfetmiştir”.

Son yıllarda gösterime giren filmler de bile Yunanseverlik ile birlikte Oryantalizm’in yansımaları dikkatli gözlerden kaçmamaktadır .Örneğin, 2006 tarihli ‘’300 Spartalı’’ adlı filimde, 300 Spartalı, kendilerinden sayısal bakımdan çok üstün, vahşi ve aptal olan Pers ordularına karşı yiğitçe direnmektedir. Üstelik Pers ordularının başında bulunan kral, egzotik, süslü, efemine görünümlüdür. Persler, aptal oldukları kadar kötüdürler. Sonuçta Antik Yunanlılar, Doğu’ya karşı ahlaki zafer kazanırlar.” Filmin Berlin Film Festivali’nde büyük tezahüratla karşılandığı biliniyor. 2004 tarihli ‘’Büyük İskender’’ filmi de aynı görüşün yansıması değil midir?

Dido Sotiriyu da, bir Rum köylüsünün gerçek yaşamından çıkarak kaleme aldığı romanında Anadolu’yu “Kanlı Topraklar” olarak nitelendirerek kendi kamuoyunun duygularına tercüman olurken bir yandan toplumculuğu ağır basarak bu algının Batının emperyal politikaların sonucu olduğunu söyler ve romanını şöyle sonlandırır; “Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet’in damadı! Benden Selam söyle Anadolu’ya ..Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin … Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!”. Gerçekten de Yunan ordularının düvel-i muazzamanın güdümünde ve desteğinde 15 Mayıs 1919’da Batı Anadolu’ya çıkarılması bunun en somut göstergesidir .

Yunan algısındaki olumsuz Türk imgesini besleyen önemli bir etmen de,Yunan Kilisesidir. Kilisenin en büyük kartı Türk düşmanlığı olmuştur.Kilise ve papazlar, Yunanistan’da sürekli siyasi bir güç odağıdırlar. Osmanlı’ya karşı silaha ilk sarılan papazlardır.Bu anlamda 180 yıldır Yunanistan’da, kilisenin siyasetten koptuğu hiçbir dönem yok gibi gözüküyor. Örneğin İkinci Paylaşım Savaşı’ında Alman işgaline karşı direnişte rol alıyor. Daha sonra iç savaşta komunistlere karşı monarşiştlerin cephesinde mücadele ediyorlar.Askeri Cunta döneminde de, diktatörlerle yakın dirsek temasındadırlar. Papazların özellikle küçük şehir, kasaba ve köylerde ağırlığı söz konusudur. Bu yüzden siyasi partiler ve yerel yöneticiler zorunlu olmadıkça, kiliseyle çatışmaktan kaçınmışlardır.

Günümüzde yaşadığımız bir olay da,olumsuz Türk İmgesi’nin Yunanistan’da canlı olarak yaşadığının başka bir göstergesidir.Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Üçüncü Türk-Yunan Yüksek Düzeyli İşbirliği Toplantısı” için gitmiş olduğu Atina’da Milliyetçi Kontranews gazetesi’nin “Yeter artık Kabadayılık” başlığı ile Türkçe bir mektubu kaleme alması rastlantısal değildir . Mektup,“Gelin memleketlerimizi cennete dönüştürelim” cümlesiyle bitse bile içeriği tek yönlü suçlama ve ötekileştirmeler ile doludur .

Buna karşılık Yunanistan’da sağduyulu sorumlular da vardır. 2002-2005 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yapan emekli Amiral Andonis Andonyadis “Üniformayı Asarken” adlı kitabında Yunanistan’da “Türkiye tehdidi” tabusunu yerden yere vurmaktadır . Diğer yandan,küreselleşmede Batı’nın belirleyici olması ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanılmasından dolayı “Küreselleşme” teriminin “Oryantalizm” terimi ile bir paralellik gösterdiği de söylenebilir. Özetle,Yunan algısındaki Türk imgesinin olumsuzluklarla yüklü olması temelinde Batı’nın emperyal politikalarının yattığı gözlemlenmektedir.Ancak coğrafya,Ege Denizi’nin iki kenarında yaşamakta olan Türk ve Yunan Ulusunu birlikte yaşamaya mahkum etmiştir.Kalıcı dostluktan başka çareleri de yoktur. Türk-Yunan dostluğu nasıl kalıcı olabilir sorusunun, birbiriyle bağlantılı birçok yanıtı vardır. Burada en önemli konu, Yunan halkının Türklere karşı beslediği duygular ve düşüncelerdir. Bunların, zaman içersinde düşmanlıktan dostluğa dönüşmesi gerekiyor. Bu bağlamda, düşmanlığı siyasetçilere bağlamak ve halklar arasında düşmanlıklar yoktur yaklaşımı, havada kalıyor. Yunan siyasetçileri, Yunan halkında var olan duygu ve düşünceleri kullanıyor. Ancak, Türkler ve Yunanlılar arasındaki kavgayı, yukarıda da belirtildiği üzere emperyal güçler olabildiğince besliyor. Bu göz önüne alınması gereken önemli gerçeklerden birisidir. Her iki ülkenin karşılıklı olarak silahlanmasına sınır getirmesi bir zorunluluktur. Bunun için özellikle silah sanayicisi ülkelerle ilişkiler, her iki halk ve yönetimleri açısında yeniden düzenlenmelidir. Son bir söz, Yunanistan’da 25 Ocak 2015 tarihinde yapılan genel seçimleri Çipras kazanmış bulunuyor. İlk kez Yunanistan’da siyasi seçimlerin Türk düşmanlığı üzerine inşa edilmediği gözlemleniyor. Syriza Partisi Lideri Aleksis Çipras’ın kilisenin onayını reddetmesi ise çok önemli bir olay.Çünkü Yunanistan kilisesi Türk düşmanlığının odak merkezidir. Çipras, Sabah Gazetesi’nden Stelyo Barbarakis’e “Türk ve Yunan halkları, ortak değerler üzerine kurulu dostluk köprüsünde yürüyüşe devam edecek. İki ülkenin gençleri, halklar arasında barış ve onurla bezenmiş bir geleceğe inanmayı elden bırakmasın.”şeklinde bir demeç vermiş. Anılan demeç,Türk-Yunan halkları arasındaki dostluğun geliştirilebileceği konusunda geleceğe ait iyimser olmamıza başlangıç olabilir gibi gözüküyor.