Kasım 19, 2017

Rodos ve İstanköy Türkleri' nin Sorunları ve Çözüm Yolları

Türkiye ve Yunanistan arasında önemli sorun alanları vardır. Dostluğun sağlam temellere oturtulmasının, öncelikle ilişkilerde sorun olan konuların çözümünden geçtiğini görmeliyiz. Bu sorunlar çözülmeden, kalıcı ve sürekli bir barışın kurulamayacağını herkesin bilmesinde yarar vardır. Ancak,sorunların çözümüne Yunanistan’da yaşayan Türkler açısından da bakmalıyız.
Bu bildiride,öncelikle Rodos ve İstanköy Türklüğü’nün sorunları irdelenmeye çalışılacak,daha sonrada kimi önermelerde bulunulacaktır.

RODOS VE İSTANKÖY TÜRKLÜĞÜ’NÜN BAŞLICA SORUNLARI

Adalarda Yaşayan Türkler ve Vatandaşlık
Rodos ve İstanköy Türkler’in çoğunluğunu ağırlıklı olarak 1573 yılında Rodos’un fetihinden sonra buraya yerleştirilen Karaman Beyliği Türkleri ile 1897’de Girit’ten göç eden Türkler oluşturmaktadır.
Rodos ve İstanköy Türkleri,1912’de İtalya’nın Yunanistan adalarını işgal etmesi ile cemaat olarak kabul edilmiştir.1947’de ise adalar Yunanistan’a verilmiştir. Geçen süreç içinde Türkler’in pek çoğu, kültürel kimliklerinin kabul görmemesi, şiddet ve nefret ortamını yaratılması, iş kurma ve gayrimenkul satın almalarına izin verilmemesi gibi nedenlerle Türkiye’ye göç etmiş bulunmaktadır.
1950’den sonra adadan ayrılan bu kişilere Rodos’a dönmeyeceklerine dair belge imzalatılmıştır. Adada kalan Türkler ise vatandaşlıktan çıkarılma korkusu ile uzun yıllar adadan ayrılamamıştır. Bu kişiler adadan ayrılmak istediklerinde önce yabancılar şubesine giderek Yunanistan’a tekrar giriş vizesi almak durumunda kalmışlardır. Bu durumdaki kişilere yalnızca 30 gün süre ile adadan ayrılmalarına izin verilmiş bulunmaktaydı. Ege adaları vatandaşları olarak tanımlanan Türkler ise beş yıl süreli olarak verilen pasaportları ile adadan ayrılabilmişler, ancak bu kişilerin pasaportlarının bitiş süresine kadar adaya dönmemeleri halinde başka bir ülkenin vatandaşlığına geçtiğine karar verilmiştir. Böylelikle vatandaşlıkları sona erdirilmiştir. Pasaportlarının uzatılması için müracaat eden Türkler’in ellerinden pasaportları alınmış,bu kişilere vatandaşlıklarını kaybettikleri bildirilmiştir. Bugün vatandaşlıktan çıkarılan kişilerin sayısının binlerce olduğu tahmin ediliyor. Buna ek olarak Rodoslu olan ve halen Yunan nüfus cüzdanına sahip olan kişilerin dahi, Rodos Belediyesi’nde bulunan kayıtlarının silindiği söylenerek bu kişilere yeni nüfus cüzdanı verilmemektedir.

Eğitim ve Türkçe Öğrenme Hakkı
Rodos’ta Türkçe eğitim veren son okullardan biri olan Süleymaniye Medresesi’nin adı, 1972 yılında Rodos 13. Şehir İlkokulu olarak değiştirilmiş ve o tarihten itibaren ise Türkçe eğitim tamamen yasaklanmıştır. Bugün Rodos’ta yaşayan Türkler devlet okullarına gidiyor, ancak din derslerinden muaf tutuluyorlar. Devlet okullarında eğitim gören Türk çocukları, bugün Türkçe’yi çok az derecede konuşabiliyorlar. Bu okullardan mezun olan çocukların adalarda mesleklerini yerine getirme konusunda da belirsizlik yaşanıyor. Bugüne dek Rodos’ta hiçbir resmi kuruluşta Türkler’e görev verilmemiş bulunmaktadır. Yalnızca Rodos Belediyesi’nde birkaç temizlik işçisi ile bir park işçisi çalışmaktadır.

Din ve İbadet
Rodos Türkleri, İslam Cemaati İdaresi tarafından temsil ediliyordu. Adaları,1912’den sonra işgal eden İtalya,yerel kararname ile, Rodos’ta bulunan müftülük makamını tanımıştır.Bu durum uzunca bir süre Yunan Hükümetleri’nce de sürdürülmüştür. Ancak 1990 yılında cemaat idare heyetinin süresinin dolmasının ardından yerine yeni kişiler atanmamıştır. Müftü Süleyman Kaşlıoğlu’na naiplik eden İhsan Kayserili’nin de 1990 yılında vefatının ardından müftülük makamı resmen kimseye verilmemiştir. Bu nedenle bugün dini anlamda ,adadaki Türk azınlığı temsil edilmemektedir.

Osmanlı Türkleri’nden Kalan Kültür Mirası
Osmanlı Türkleri’nden kalan kültür mirasımızın bakımı ve tamirlerine izin verilmemekte, tamirler göstermelik olmakta ve eserler zamanın tahribatına bırakılmaktadır.
Örneğin Rodos adasında ünlü Süleymaniye Medresesi yıkılmak istenmektedir. . Süleymaniye Medresesi, Türk çocuklarına ilk, orta ve lise eğitimi vermek üzere 1876 yılında inşa edilmiş tarihi bir binadır. Yunan hükümeti, Süleymaniye Medresesi’nin altında bulunan eski St. Jean Kilisesi’nin ortaya çıkartılmasını bahane ederek medresenin temelini kazmaya başlamış ve bu okulu kapatmıştır. Aslında bu medrese, Rodos Türkleri’nin kurmuş oldukları Evkaf Dairesi’ne aitti, ancak daha sonra medreseye yasal bir kılıf bulunarak Yunanistan Kültür Bakanlığı el koymuş bulunmaktadır.. Süleymaniye Medresesi’nin yıkımı,derneğimizin ulusal ve uluslar arası düzeyde yapmış olduğu girişimler sonucu bugün için durdurulmuştur.
Rodos’ta bulunan camiler ise tadilat gerekçesi ile kapatılmış bulunmaktadır. Bugün yalnızca İbrahim Paşa Camii ibadete açıktır. Süleymaniye Camii’nin açılması için yapılan müracaata camiinin UNESCO tarafından tarihi eser olarak vasıflandırılması nedeni ile ibadete açılamayacağı cevabı verilmiştir. Daha sonra başlatılan restorasyon çalışmaları onlarca yıl sürdürülmüş, çalışmalarında ise Osmanlı Desenleri değiştirilmiştir.Geçtiğimiz günlerde onarım çalışmaları tamamlanan cami,ilk kez Kurban Bayramı’nda ibadete açılmıştır. Caminin müze olacağı bildirilmektedir.Benzer şekilde Ali Hilmi Paşa Camii, Kıbrıs Evi olarak kullanılmak üzere Rodos belediyesi tarafından restore edilmiştir. Murat Reis Külliyesi’nde bulunan müftü evi ise yıktırılarak yerine konservatuar binası yapılmıştır.

Özetle,adalarda Osmanlı Türkleri’nden kalan mimari eserler talan edilmiş,elde kalanlar ise göstermelik olarak korunmaya alınmaya çalısılmaktadır.

Vakıflar Sorunu
İtalyan Yönetimi’nce ,Evkafa(Vakıf) ait malların bir komisyon tarafından idare edilmesi kararlaştırılmıştı. 1947 yılında adaların Yunanistan’a geçmesinin ardından ise bu doğrultuda,517/1947 sayı ve tarihli bir yasa çıkartılmıştır. Bu yasada şöyle deniyordu: “Adalarda yürürlükte bulunan karar ve kararnameler, Yunan yasalarına aykırı olmamak koşulu ile gerekli kanunlar çıkarılıncaya kadar geçerlidir.” Ancak adalarda baskı ve yok etme siyaseti uygulanmaya başlamış ve ilk olarak cemaat ve vakıf yönetimini denetlemek için hükümet murahhasası atanmıştır.
1965 yılında Cemaat Başkanı Sadettin Nasuhoğlu’nun ölümünün ardından cemaat ve vakfa ait değerli eser ve taşınmazlar, satış ya da hibe yoluyla azınlığın elinden alınmıştır(Ek; Türk Vakıf Mallarından Yunanlılara Satılan ya da Hibe Edilen Kimi Mallar ).
1970 yılından ise Katalipsis olarak bilinen kanunda şöyle dendi: “On yıl içerisinde tapu dairesine bildirilmeyen taşınmaz mal ve mülkler hazineye intikal eder.” Bu hüküm gerekçe gösterilerek adalarda Türklere ait mallar gasp edilmiş ve Vakıflar sorunu çözülememiş bir sorun olarak bugüne dek gelmiştir.
Bugün, Rodos ve İstanköy’deki vakıflar yüzde 0,6 oranında emlak vergisine tabidir. Başka bir ifade ile Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türklere ait vakıflar gayrı menkullerinden ,ticari kuruluşlar ile aynı oranda emlak vergisi alınmaktadır. Bu da, uygulamanın ne kadar ayrımcı olduğunu gösteriyor. Diğer yandan Yunan hükümetleri, Evkaf Dairesi’ne sürekli masraflar yaptırarak elindeki arazileri ve malları sattırmakta, Evkaf Dairesi güçsüzleştirilmektedir. Yunan Hükümetleri bu uygulamayı, ne yazık ki bazen kendilerine verilen emanete ihanet eden kişileri Vakıf Yönetim kurullarına atama yaparak gerçekleştirmektedir.

Nefret ve Baskı Ortamı
Geçmişten günümüze değin Rodos ve İstanköy’de Türklere karşı nefret ve baskı ortamı sürdürülmüştür. Kıbrıs Hareketi sırasında birçok Türk’ün işkence gördüğü, bir Türk’ün de öldürüldüğü biliniyor. Bugün için nefret ve baskı ortamı azaltılmış gibi görünüyor.Bununla birlikte Rodos ve İstanköy’de baskı ortamı yerel basında yer alan haberler ile sürdürülüyor. Örneğin 2000 yılında kurulan tarihinde Rodos Müslümanları Kardeşlik ve Kültür Derneği Rodos Müslümanları Kültür Derneği için yerel gazeteler “Ankara’nın ajanı” yazdılar. Rodos ve İstanköy’de nefret temelli saldırılar da yaşanıyor. Kabapınar Kadın Cem Evi,İstanköy Belediyesi tarafından yıktırılarak yerine park yapıldı. İstanköy’de ise Cezayirli Gazi Hasan Paşa Camii ve Lonca Camii, sprey boya ile boyandı. Geçtiğimiz 23 Aralık 2010 tarihinde de Rodos Müslümanları Kardeşlik ve Kültür Derneği’ne kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce saldırı düzenlenmiştir.Gazeteler yansıyan bilgilere göre saldırganlar dernek kapısı önündeki paspasa benzinle ıslatılmış bez parçalarını yakarak atmışlar,alevlerin etkisi ile dernek camlarından kimileri kırılmıştır.

Özet olarak şu söylenebilir;Rodos ve İstanköy’de Türklerin varlığı ,fetih öncesine,1483 yılına kadar uzanıyor. Ancak Yunanistan’a göre Türkler, yalnızca Müslüman Yunan vatandaşı olarak görülüyor. Türklere yönelik asimilasyon politikaları ne yazık ki devam ediyor. Bugün Türklerin dini, kültürel, ekonomik ve eğitim alanında yaşadığı sorunlar giderek çözümü zor bir boyut kazanmış durumdadır.

Sorunların çözümü için Yunanistan’a baskı yapmak gereklidir.Bunların bir kısmı adalarda yaşayan Türkler tarafından bile yapılabilir. Söz gelişi,İslam Cemaati ve Müftülük makamının iptal edildiğine dair her hangi bir kararname yoktur. Bu nedenle hukuki yolu kapanmamış olan bu iki makamın yeniden oluşturulması için harekete geçmek gerekli olmaktadır.Ancak bunun için öncelikle adalarda yaşayan Türkler’in eyleme geçmesi zorunludur.

Bu bağlamda bir genelleştirme yapılırsa Yunanistan’da yaşayan Türkler’in birçok sorunları vardır. Bunları kısaca şöyle özetlemek olasıdır;

• Yunan hükümetleri, Batı Trakya, Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türkleri, Türk kimliğiyle kabul etmiyor. Etmediği için de bu kimliklerini öne çıkaranları değişik araçlar kullanarak cezalandırıyor, korkutuyor.
• Türkçe öğrenim hakları da ellerinden alınmıştır. AB yurttaşları olan Türkler ana dillerini öğrenemiyor.
• Osmanlı Türklerinden kalan kültür miraslarının korunması amacıyla kurulan vakıflar, Yunan hükümetlerince yozlaştırılmıştır. Eserlerin bakım ve onarımlarına izin verilmiyor. Onarımı yapılıyor diye gösterilenler ise aslında tam bir göz boyamadır.
• Türkler, doğrudan iş yeri açamıyorlar. Yakın zamanlara değin mutlaka Yunan ortak bularak iş yapmak zorunda kalmışlardır.
• Yunanistan’da yüksek öğrenim yapmış Türklere, yedek subay hakkı verilmiyor, belediyeler dışında kamu görevlisi olamıyorlar.
• Yunanistan’dan Türkiye’ye gelip de bir yıl süre ile dönemeyenler, Yunan vatandaşlığından siliniyor. Bu şekilde Yunanistan, Türklerin mallarına el koyuyor. Şimdiye değin doksan bin civarında Türk’ün ıskat edilmiş olduğu belirtilmektedir.

TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ’NDE DOSTLUK NASIL GELİŞTİRİLEBİLİR?
Türkiye-Yunanistan arasında inişli çıkışlı bir dostluk söz konusudur. Yunanlılar,Türkler’e kardeşçesine bir yakınlık duyarken bir sonra düşmanca bir tavır içine girebiliyorlar.

Düşmanlığın Kökeni
Yunanlıların düşmanca tavırlarının kökeninde ,yüzlerce yıl Osmanlı egemenliğinde kalmaları vardır.Yunan çocuklarına aile ortamı ve ana okullarından başlayarak Türk düşmanlığı aşılanıyor. Yunan Ortodoks kilisesi düşmanlığı körüklüyor.Yunan tarihi ve ders kitapları, Türklüğe karşı kin ve garez içeren metinlerle doludur. Bu ortamda yetişen insanları, Yunan egemen güçleri kullanıyor. Yunanistan’daki bütün siyasal partilerin Türk düşmanlığı yapmalarının manevi tabanı buradan kaynaklanıyor. 9 Eylül 1922’de İzmir’de noktalanan ve adına Yunanlılar tarafından Küçük Asya Bozgunu denilen yenilgi de bunu beslemiştir. Öyle bir düşmanlık ki, Ege Denizi’ndeki adalarda birlikte yaşayan Türkler ile Yunanlılar arasında bile yaşanmış ve yaşanıyor. Bu konuda Adalı bir Türk’ün anlattığı olayı unutmak olası değil(*). Yıl 1921. Yer Rodos. Dimitri arkadaşı Abdurahman ile şakalaşırken aniden kulağını yakalar ve çekmeye başlar. Ardından nedenini açıklar: “ Bre Türko, Yunan orduları Polatlı önlerinde. Ankara yakında düşecek. Kemal’in (Atatürk) kulağına yapışacağız ve işini bitireceğiz. Sıra sonra size de gelecek. Haberin ola” der.

Burada her iki ülkenin aydınlarına ve siyaset adamlarına önemli görevler düşmektedir. Ancak, Türkler hep ödün veren, görmezlikten gelen olmamalıdır. Kalıcı dostluğun karşılıklı olabileceğini Yunanlılara bildirmelidir.

Bu anımsatmaları, düşmanlığı körüklemek için değil, tam tersine kalıcı bir dostluğu oluşturmak amacıyla, gerçeklerin bilinmesi için yapıyoruz. Bu anlamda, bu bildiri, dostluğa bir çağrıdır, ancak saflığa değil. Aksi durumda, “Türk-Yunan Dostluğu söz de” kalabilir.

Dostluk İçin Ne Yapılmalı?

Kalıcı dostluğun oluşturulabilmesi için, öncelikle aradaki sorunların ortaya konulması ve bunların kamuoylarınca tartışılması zorunludur.
Sorunların çözümü için yıllardır Yunanistan ile istikşafi görüşmeler sürdürülüyor.Bunlar arasında Kıbrıs,Ege Hava Sahası,Karasuları,Kıta Sahası gibi temel konular var.Bu konuların çözümü için henüz ortak noktaların bulunmadığı biliniyor.Bu nedenle, kimi zamanlar ilişkiler birden bire gerilmektedir.Örneğin, Ege Denizi’nin Uluslar arası hava Sahası’nda Türk ve Yunan uçakları çarpışıyor. Türkiye, bu uçuşların NATO bilgisi kapsamında olduğunu bildiriyor. Buna karşın Yunanistan, ortada suçlu arıyor.

Bununla birlikte, yukarıda belirtilen temel konuların çözümleme süreci için görüşmeler sürdürülürken kimi konularında adımlar atılabilir ve karşılıklı çalışmalar yapılabilir. Bunların kimileri şunlar olabilir;

• Yunan kamu oyunda, Türkler için varolan yanlış ve tutarsız bilgiler ortadan kaldırılmalıdır.
Bunun için Yunan tarihi ve ders kitapları, nesnel olarak yeniden yazılmalıdır. Bu konuda, özellikle Yunan aydınları tavır göstermelidir..

• Yunanistan ve Türkiye arasında öğrenci değişimi yapılmalıdır.
Öğrenci değişimi, yakın sınır kentlerinden başlayarak geliştirilebilir. Öğrenci değişiminin başarısı için, tarafların dillerini öğrenmelerinde yarar vardır.

• Yerel yönetimler arasında bağlantılar kurulmalıdır.
Yerel yönetimler arasında bağlantılar kurulmalı ve var olanlar güçlendirilmelidir. Ancak, kardeş kentler ilan edilirken bile, düşmanlıkları körüklemekten kaçınmayan Yunanistan’a büyük görevler düşüyor. Bilindiği üzere, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Selanik’i kardeş şehir olarak kabul edeceği sırada, Selanik Belediyesi “Sözde Pontus Soykırımı Anıtı”nı dikiverdi. Bunun üzerine haklı olarak, kardeş şehir konusu askıya alınmıştır.

• İki ülke arasında turizm geliştirilmelidir.
Türk-Yunan halkları birbirlerini yeterince tanımıyor. Bu amaçla, turizmi geliştirmekte yarar vardır. Bu konudaki kısıtlar da yine Yunanistan’dan geliyor. Vize almada önemli güçlükler vardır. Özellikle, Yunanistan doğumlu olan ancak Türkiye’ye göç etmiş Türklerin, vize alması neredeyse olanaksızdır. Vize sorununun çözümlenmesi ile gidiş-gelişler hızlanabilir. Böylelikle Yunanlılar, Türkleri yakından tanıyabilir ve herhangi bir kötülüğün ya da saldırının gelemeyeceğini görebilirler.

• İki ülke arasında bilimsel işbirliği olanakları araştırılmalıdır.
Türkiye ve Yunanistan iki Akdeniz ülkesidir. Tarımdan sanayiye kadar her konuda ortak bilimsel çalışma yapılabilir. Ege’nin sularında ortak araştırmalar planlanabilir.

Özetle,Türk-Yunan dostluğunun sürekli ve kalıcı olma durumu, Yunan hükümetlerine bağlıdır. Ayakları sağlam yere basmayan dostluk söylemleri kimseyi yanıltmamalıdır. Bir temel gerçeğin Yunan hükümetlerince kabul edilmesiyle barış kalıcı olabilir. O da barışın karşılıklı menfaat ilişkileri üzerine kurulmasından geçmektedir.

Barışın bu temel gerçek üzerinde kurulması için Yunan hükümetlerinin yapması gereken işler, Rodos ve İstanköy Türkleri açısından tekrarlanırsa özetle şunlar olmalıdır;
Birincisi, Rodos, İstanköy ve Onikiadalardaki kültürel eserlerin korunmasına, bakım ve onarımına Yunan hükümetlerinin özen göstermesidir.
İkincisi, Rodos ve İstanköydeki soydaşlarımızın Türk kimlikleri kabul edilmeli ve kültürel kimlikleriyle örgütlenmelerini engelleyen baskılara son verilmelidir. Şimdiki durumda bu adalarda yaşayan Türkler salt müslüman kimlikleriyle kabul edilmektedirler.
Üçüncüsü, Rodos ve İstanköyde yaşayan Türk çocuklarına en azından ilköğretim düzeyinde Türkçe öğrenme hakkı, bir başka deyişle anadil eğitimi hakkı sağlanmalıdır.

Son söz yerine;Türk-Yunan dostluğu nasıl kalıcı olabilir sorusunun, birbiriyle bağlantılı birçok yanıtı var. Burada en önemli konu, Yunan halkının Türklere karşı beslediği duygular ve düşüncelerdir. Bunların, zaman içersinde düşmanlıktan dostluğa dönüşmesi gerekiyor. Bu bağlamda, düşmanlığı siyasetçilere bağlamak ve halklar arasında düşmanlıklar yoktur yaklaşımı, havada kalıyor. Yunan siyasetçileri, Yunan halkında var olan duygu ve düşünceleri kullanıyor. Ancak, Türkler ve Yunanlılar arasındaki kavgayı, emperyal güçler de olabildiğince besliyor.Bu da göz önüne alınması gereken önemli gerçeklerden birisidir.Her iki ülkenin karşılıklı olarak silahlanmasına sınır getirmesi bir zorunluluktur.Bunun için özellikle silah sanayicisi ülkelerle ilişkiler, bu bağlamda düzenlenmelidir.Yunanistan’ın içinde yaşadığımız günlerde yaşadığı ekonomik çöküşün nedenlerinden biri de silahlanmaya ayırdığı bütçeden ileri gelmektedir.Belki de yapılacak işlerden birisi, her iki ülke arasında bir Saldırmazlık Anlaşması’nın yapılmasıdır.

Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı
Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı
mustafa.kaymakci@ege.edu.tr