DERNEĞİMİZ BAŞKANI MUSTAFA KAYMAKÇI,MEDYASCOPE’DA

Bir yıl önce 10 Şubat 2025 de ,Derneğimiz Başkanı Mustafa Kaymakçı, Medyascope’da Ruşen Çakır ile Rodos,İstanköy ve Onikiada Türklerinin Sorunlarına ilişkin  bir söyleşi yaptı.

Videoda  yapılan  söyleşiyi , güncelliğini koruduğu için elden geçirerek bilgilerinize sunuyoruz.

Rodos,İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği

******

Yayının Özeti

Bir  mozaik olarak Türkiye’nin 49. Bölümünde, Ruşen Çakır, konuğu Mustafa Kaymakçı ile Türkiye’de Rodos ve İstanköy Türklerini konuştu. Videoda Kaymakçı, Rodos ve İstanköy Türklerinin tarihini, nüfuslarını ve kültürlerini anlattı.

Rodos ve İstanköy Türkleri kimlerdir?

Rodos ve İstanköy Türkleri, Osmanlı döneminden bu yana Yunanistan’ın Onikiada olarak adlandırılan adalarında yaşayan Türk azınlıklardır. Bu topluluk, özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun adaları 1522’de fethetmesinden itibaren bölgeye yerleşti ve burada yüzyıllardır varlığını sürdürdü. Ancak günümüzde nüfusları ciddi şekilde azaldı.

Ruşen Çakır, konuğu (Rodos,İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı) Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı ile Rodos ve İstanköy Türklerinin tarihini, demografik ve kültürel yapısını, yaşadıkları sorunları konuştu.

Kaymakçı, adalardaki ilk Türk varlığının 1091 yılında Çaka Bey dönemine dayandığını, ancak adaların Türkleşme ve Müslümanlaşma sürecinin 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u fethiyle başladığını belirtti.

Rodos ve İstanköy Türkleri | Mustafa Kaymakçı anlattı

Bu tarih itibarıyla adalar, Osmanlı egemenliği altında, Anadolu’nun farklı bölgelerinden, özellikle de Karaman Beyliği’nden getirilen Türklerin yerleştirilmesiyle Türk kenti niteliği kazandı.

Adalar 2. Balkan Savaşı’ndan sonra  1912 yılında İtalyan egemenliğine geçti. 1943 yılına değin İtalyan işgalinde kaldı.1943-1945 arasında kısa bir süre için Almanların,daha sonrada  1947 yılında değin Britanya Askeri Yönetimi’nin kontrolüne giren adalar, 1947 Paris Anlaşması ile Yunanistan’a harp tazminatı olarak devredildi.

Bugün, Rodos ve İstanköy Türkleri Yunanistan sınırları içerisinde yaşamlarını sürdürüyor. Kaymakçı, bu topluluğun tarihsel olarak Osmanlı’dan günümüz Yunanistan’ına uzanan bir süreçte pek çok zorlukla karşı karşıya kaldığını dile getirdi.

Anadolu’ya göç

Rodos ve İstanköy Türklerinin Anadolu’ya göçü, tarihsel ve siyasi faktörlerin etkisiyle bir süreç içinde gerçekleşti. Kaymakçı’ya göre bu göçün ilk dalgası, adaların İtalyan işgaline girmesiyle başlamış olsa da,  temelde hız kazanması Yunanistan’ın adalar üzerindeki egemenliğinin artmasıyla yaşandı. 1947 Paris Anlaşması sonrasında bu adaların Yunanistan’a devredilmesiyle, Türklerin Anadolu’ya geri dönüşü, belirgin bir hal aldı.

Kaymakçı, adalarda 1974 yılında Kıbrıs Barış Hareketi ile yaşanan olayların, önemli bir kırılma noktası olduğunu vurguladı. Bu dönemde adalarda yaşayan Türklere yönelik baskıların arttığını söyledi. Kaymakçı, bu durumu “kültürel soykırım” olarak nitelendirdi ve bunun Türklerin Anadolu’ya dönüşünü hızlandırdığını ekledi.

Sayıların ardındaki gerçeklik

Mustafa Kaymakçı, adalarda yaşayan ve Anadolu’ya göç eden Türklerin sayısıyla ilgili rakamları da paylaştı. Bugün itibarıyla Rodos ve İstanköy adalarında 9 binin üzerinde Türk yaşadığını söyleyen Kaymakçı, ancak, Anadolu’ya göç edenlerin sayısının, resmi olmayan tahminlere göre yarım milyona yaklaştığı ifade etti.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

*******

Söyleşi

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘‘Bir mozaik olarak Türkiye’’ yayın dizimizin 49. bölümüne kadar geldik, 50’ye çok az kaldı,daha da devam edecek. Ve 49. bölümde Rodos ve İstanköy Türklerini konuşacağız. Bunları bize Mustafa Kaymakçı anlatacak. Mustafa Bey, merhaba.

Mustafa Kaymakçı: Merhaba efendim.

Ruşen Çakır: Siz aslen ziraat mühendisiniz, değil mi, öğretim üyesisiniz?

Mustafa Kaymakçı: Evet, akademisyen ziraat mühendisiyim.

Ruşen Çakır: Ancak  kendinizi Rodos ve İstanköy Türkleri meselesine adamış bir isimsiniz. Bunun nedeni de, sizin oralı olmanız esas olarak.

Mustafa Kaymakçı: Evet,Ben Rodos doğumlu bir Türküm. O nedenle Rodos ve İstanköy Türklüğünün uluslararası Türk kimliğiyle kabul edilmesi konusunda çalışan Rodos,İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği’nin başkanlığını yapıyorum.

Ruşen Çakır: Efendim, Rodos Türkleri diyoruz,ancak İstanköy’de de Türk var. Aslında diğer adalardaki, şu anda Yunanistan’ın egemenliğindeki adalardaki Türkler de söz konusu. Hızlıca bir tarihinden bahsedebilir misiniz?

Mustafa Kaymakçı: Tarihsel süreç içerisinde, Rodos ve Onikiadaların    ilk defa Türkler tarafından alınması 1091 yılında Çaka Bey döneminde başlıyor. Çaka Bey,ilk Türk amirali olarak biliniyor.

Ancak adaların asıl Türkleştirilmesi ve Müslümanlaştırılması, 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u ve daha sonra  diğer adaları almasıyla başlıyor. 1522’den 1912’ye kadar bu adalar Osmanlı egemenliğinde kalıyor ve egemen ulus olarak da Anadolu’dan, Anadolu’nun değişik beyliklerinden,ağırlıklı olarak Karaman Beyliği’nden getirilen Türklerle iskan ediliyor ve bir Türk kenti haline dönüşüyor.

1912 yılında ise  II. Balkan Savaşı’ndan sonra bu adalar geçici olarak İtalyanların egemenliğine bırakılıyor. 1943 yılına kadar bir İtalyan dönemi başlıyor. II. Dünya Savaşı sırasında İtalyanlarla Almanlarla müttefikler. 1943 yılında Almanlarla ittifak bozulduktan sonra 1943 ile 1945 yılları arasında bu adalar Alman işgaline giriyor.

1945 yılında Almanlar yenilince, bu adalar Britanya tarafından alınıyor .1945’ten 1947 yılına kadar Rodos ve diğer adalar, Britanya Askeri Yönetimi tarafından yönetiliyor.

1947 yılında, Paris Antlaşması ile birlikte Rodos, İstanköy ve diğer Onikiadalar, Yunanistan Devleti’ne savaş tazminatı olarak veriliyor. 1947’den günümüze kadar Rodos, İstanköy ve diğer adalar Yunanistan yönetimi tarafından yönetiliyor. Kısaca, tarihsel süreci bu şekilde özetleyebiliriz.

Ruşen Çakır: Adalarda yaşayan Türklerin Türkiye’ye göçmeleri , hangi tarihlerde ve ne gibi gerekçelerle oldu?

Mustafa Kaymakçı: Adalarda yaşayan Türklerin Türkiye’ye gelmeleri İtalyan işgaliyle başlıyor. Ancak, özellikle 1947’ten sonra bu adaların Yunanistan’a verilmesiyle bu süreç hızlanıyor. Son kırılma noktalarından birisi 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra oluyor.

Bunun  değişik nedenleri var. Bu nedenleri biraz sonra irdeleyebiliriz.

Rodos ve Onikiadalardan göç  çoğunlukla Anadolu’ya, yani ilk geldikleri yerlere oluyor. Çünkü biraz önce söyledim, Rodos, İstanköy ve diğer Onikiadalardaki Türkler ,başta Karaman Beyliği olmak üzere değişik beyliklerden iskân edilmişlerdir.

Dolayısıyla Rodos ve İstanköy’de yaşamakta olan Türklerin tekrar Anadolu’ya gelmesinin temel nedeni, oranın kadim halklarından birisi olmakla birlikte Yunanistan’ın uyguladığı bir kültürel asimilasyon sonucudur.

Ancak ben artık “kültürel asimilasyon” sözcüğünü kullanmıyorum, “kültürel soykırım” diyorum. Bir kültürel soykırım başladıktan sonra tekrar Anadolu’ya gelme konusu, çok hızlanmış durumda.

Ruşen Çakır: Peki, şu anda tahmini olarak Türkiye’ye gelmiş olan ada  Türkleriyle halen orada yaşayanların sayıları hakkında bir rakam söylemeniz mümkün mü?

Mustafa Kaymakçı: Efendim, şu anda resmi olmayan kayıtlara göre söylüyorum; Rodos ve İstanköy’de, ağırlıklı olarak Rodos’ta ve halk arasında herkesin Kos dediği İstanköy Adası’nda toplam 9 bini aşkın Türk kimliğine sahip insanlarımız yaşıyor[1].

Türkiye’de yaşayan Türklerin sayılarını ise benim yaptığım tahminlere göre yaklaşık yarım milyona yakın. Bu sayı, değişik dönemlerden Türkiye’ye gelmiş, Türkiye’de iş edinmiş, eğitim yapmış ve buradaki diğer Türk soylarıyla evlenmiş insanların sayısı.

Ruşen Çakır: Peki, adalardaki Türklerin hepsi Müslüman mı? Çünkü siz Karamanlılar diyorsunuz, Karamanlıların içerisinde Hristiyan olanlar olduğunu da biliyorsunuz.

Mustafa Kaymakçı: Adalardaki Türklerin hepsi Müslümandı. Neden Müslümandır? Bunun en önemli  göstergelerden birisini, adlandırma bilimi bize yol gösteriyor. Adalarda yaşayan Türklerin en yaygın isimleri ; Fatma,Ayşe, Ahmet,Mehmet,Mustafa,Hasan ve Hüseyin gibi Türk ve Müslüman isimleridir.

Bir başka önemli gösterge ise yakın dönemlere kadar, Rodos ve İstanköy’de Türklerin, Müslümanların kesinlikle Ortodoks kökenli Yunan yurttaşlarıyla evlenmemeleridir. Rodos ve İstanköy Türkleri arasında Yunanlarla evlenmeleri tepki gösterilirdi, hoş görülmezdi. Buradan yola Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türklerin tümünün Müslüman Türk olduğunu söyleyebilirim.

Ruşen Çakır: Peki burada, siz demin bahsettiniz, ‘‘Kültürel anlamda çok ciddi sorunlar yaşıyorlar’’ dediniz. Ben biraz göz attım sizin çalışmalarınıza da, bir iniş çıkışlı grafik var, sanki son yıllarda biraz daha rahat gibi. Bunu biraz özetleyebilir misiniz? Rodos ve adalardaki Türkler…

Mustafa Kaymakçı: Rodos ve İstanköy’de  yaşayan Türklerin çok önemli kültürel sorunları var.

Bunların başlıcaları şunlar[2]:

Birincisi ve en önemli sorun , Rodos ve İstanköy’de yaşamakta olan  Türk çocuklarımızın ana dillerini öğrenme haklarından mahrum bırakılması. Ne zaman mahrum bırakıldı? Biraz önce söyledik, 1947 yılında bu adalar Yunanistan’a verildikten sonra, 1972 yılına kadar çift dillilik okullar vardı. Yunan resmi devleti politikası içerisinde, bizim çocuklarımız Osmanlı döneminden Türklere kalan çift dillilik esaslı okullarda ana dillerini öğreniyorlardı. Ancak 1972 yılında bu okullar kapatıldı. Bu okullar kapatıldıktan sonra burada eğitim-öğretim yapan Türk öğretmenlerimiz emekli edildi. Bunu nereden biliyorum? Son öğretmenlerden birisi, benim amcamın oğlu Kemal Kaymakçı’ydı. Özetlenirse, şu anda Rodos’ta yaşayan akrabalarım soydaşlarımın ana dillerini öğrenme hakları artık ellerinden alınmış durumda.

İkincisi; Rodos ve İstanköy’deki Türklerin, Türk kimliğiyle örgütlenmeleri kesinlikle yasak. Bırakınız Türk kimlikleriyle  örgütlenme haklarını,Türk olduklarını bile söylemekten korkar duruma gelmişler.

Üçüncüsü;Rodos ve İstanköy’de Osmanlı Türklerinden kalan mimari eserlerin korunmasında ortaya çıkmış durumda .Bunu biraz açayım. Ben çok küçükken, Türk kimliğini kayıp etmemek için Türkiye’ye İzmir’e göç etmiş bir ailenin çocuğuyum. İzmir’de Osmanlı Türklerinden kalan mimari eserlerin ne kadar olduğunu çok iyi biliyorum. Rodos ve İstanköy ile karşılaştırdığımız zaman, özellikle Rodos’taki Osmanlı Türklerinden kalan mimari eserler çok daha yüksek düzeydeydi. Bunlardan en önemlilerinden birisi, Süleymaniye Medresesi idi. Bu medrese, Tanzimat’la birlikte Rodos’ta daha laik bir eğitime geçildiği  zaman Osmanlı  coğrafyasının çok önde gelen bir lisesi durumundaydı.Lise, Ege bölgesindeki, Antalya bölgesindeki liselerimizin çok üstünde bir eğitim veriyordu. Bunu nereden çıkartıyorum? Buna birkaç örnek verelim. Biliyorsunuz, Anadolu Ajansı‘nın kurucusu Yunus Nadi’dir. Yunus Nadi Fethiyeli’dir. Muğla’da yüksek düzeyde bir lise eğitimi yokken, Muğla ve çevresindeki insanlarımızın büyük kesimi, Süleymaniye Medresesi’nde lise eğitimi görmüşlerdir. Bir başka örnek verelim. Erken Cumhuriyet döneminin önemli Milli Eğitim Bakanlarından biri Reşit Galip Baydur Rodosludur. Reşit Galip, 1930 yılında üniversite reformunu gerçekleştiren kişidir. Şükrü Kaya, İstanköy kökenli bir Türktür ve Erken Cumhuriyet döneminin en uzun süre görev yapan İçişleri Bakanlarımızdan birisidir. Buna benzer çok örnek verilebilir. Kısaca Rodos ve İstanköy’de çok ciddi eğitim veren okullarımız vardı. 1947 yılına kadar bile Rodos’ta 10’u aşkın Türk okulu varlığı biliniyor.

Günümüzde Rodos  ve İstanköy’deki  Osmanlı Türklerinden kalan mimari eserler korunmuyor,zamanın tahribatına bırakılmış  durumda. Mimari eserlerin  korunması,kimliklerin korunması açısından önemli. Mimari eserler yok edilerek Türk Müslümanlara ait aidiyet yok ediliyor. Bu eserlerin korunmasını üstlenmiş Türk-Müslüman vakıfları da   Yunan Devleti’nin denetimi altında Vakıf yönetim kurulları özgür seçimlerle belirlenemiyor[3].

Ruşen Çakır: O zaman Türkiye’ye gelelim. Türkiye’ye gelmiş olan Rodos ve İstanköylü Türkler, kendi aralarında… Siz bir derneğin başındasınız. Ama anladığım kadarıyla çok da yaygın bir örgütlenme söz konusu değil, ben mi yanılıyorum?

Mustafa Kaymakçı: Şöyle cevap vereyim.

Rodos ve İstanköylüler Türkiye’ye göç ettiklerinde kıyı bölgelerine yerleşmişlerdir. Şu anda ağırlıklı olarak İzmir-Karşıyaka’da Rodos Türkleri vardır. İzmir’in yanı sıra Antalya’da, Bodrum, Fethiye, Marmaris ve İstanbul  gibi kıyı ilçe ve iller de yerleşmişlerdir.  Kısaca ağırlıklı olarak Rodos ve İstanköy kökenli Türklerimizin yaşadıkları yerler kıyı bölgeleridir. Bunun istisnası vardır. Örneğin, Nazilli Basma Fabrikası’nda da gerek İstanköy kökenli gerekse Rodos kökenli çok Türk çalışmıştır,ancak ağırlıklı olarak kıyılarda yaşamaktadırlar efendim.

Ruşen Çakır: Peki, örgütlenmelerini sordum, Rodos ve İstanköylü olma, kimliğini sahiplenme anlamında nasıl bir durum söz konusu? Ben Giritlileri biliyorum, mübadiller diye bir kavramı biliyorum; ama Rodos Türkü kavramını çok duymuş değilim.

Mustafa Kaymakçı: Teşekkür ederim. Rodos ve İstanköy Türklerinin seslerini seslerinin yeterince  duyulmamasının nedenini örgütlenme konusundaki algılarına bağlıyorum. Bunun çözümlemesini ben şöyle yaptım. Adalardaki Türkler, 1912’den 1943 yılına kadar İtalya, sonra Almanya ve sonradan Britanya döneminde  yaşamışlardır.1947 yılından sonrada  Yunanistan dönemi içinde yaşamaktadırlar. Bu süreç içinde   özellikle Yunanistan döneminde giderek hızlanan bir devlet korkusunu  içselleştirmişlerdir. Kültürel kimliklerini arama konusunda örgütlenme,onlar açısından devlete karşı yapılan bir örgütlenme anlamında yorumlanmıştır. Bu olumsuz sosyal psikolojik durum, Yunanistan Devleti’nin çok farklı uygulamalarının sonucunda ortaya çıkmıştır. Sözgelişi,Türk kökenli esnaf üzerinde baskılar yapılmaktadır. Türkiye’nin 1974 Kıbrıs Hareketinden sonra çok sayıda Türk tutuklanmış,işkence dahi görmüşlerdir.

Örgütlenme ile hak arama mücadelesinin, Türkiye’ye göç eden   Rodos ve İstanköy Türkleri içinde de devlete karşı yapılan  bir mücadele olduğu algısı egemen bir anlayış olmuştur. Ben bu bağlamda geç örgütlenmemizin temel nedenini, adalılar arasında örgütlenme  ile devlet kavramı arasında bir  karşıtlık olduğu algısına bağlıyorum. Egemen devletlerin de örgütlenmeye getirdiği  kısıtlar,hak aramaya karşı vermiş oldukları tepkiler, örgütlenme  arayışlarını  engellemiştir.

İzin verirseniz bu konuya  ilişkin bir anımı anlatmak istiyorum. Ben 68 kuşağıyım. Bildiğiniz gibi 68 kuşağı özellikle 6. Filo mitinglerine karşı çıkan hareketler içerisinde bulunmuşlardır. Ben de o kuşağın bir temsilcisi olarak 6. Filo mitinglerine katılırdım. Eve geldiğim zaman ,yaşamı İtalya,Alman,Britanya ve Yunan döneminde  azınlıklara uygulanan baskılar altında geçmiş,Türklüğünü yitirmemek için ailesiyle Türkiye’ye  göçen rahmetli babam bana kızardı. ‘‘Baba, niye kızıyorsun?’’ sorduğumda , ‘‘Sen mitinglere katılıyorsun, sen devlete karşı çıkıyorsun,bu nedenle bizi Türkiye’den sürerler’’ derdi[4].  ‘‘Baba, biz bu mitingleri izin alarak yapıyoruz. Mitinglere katılmak, yürüyüş hakkı bir yurttaşlık hakkıdır. Anayasa bize bu hakları veriyor’’ cevabını verdiğim de bile ikna olmazdı.

Kısaca,bırakınız Rodos ve İstanköy’de yaşamakta olan Türkleri, Türkiye’ye göç etmiş olan Rodos ve İstanköy Türkleri arasında  örgütlenmenin geç olmasının nedenini; “devlet kavramına karşı duydukları  korkudur” diye düşünüyorum.Bir kesimi de Rodos ve İstanköy’le bağlantıları nedeniyle  örgütlenmeden uzak kalmak isteğindedirler. Çünkü adaları gittiklerinde zor durumda kalacakları,izlenebilecekleri  endişesi içindedirler. Bu endişe dayanıksız değildir.

Ruşen Çakır: Peki, kimlik meselesine tekrar dönecek olursam, örgütlenmede belli bir zayıflık olsa da insanlar, özellikle yeni kuşaklar biliyorlar mı, merak edip gidiyorlar mı, orada akrabalarını buluyorlar mı, yoksa o biraz geçmişte kalmış bir olay mı?

Mustafa Kaymakçı: Evet efendim. Biraz önce bir rakam söyledim size, Rodos ve İstanköy’de 9 bini geçen Türk var. Örneğin, benim akrabalarım var hala yaşıyor; rahmetli amcamın torunları, rahmetli büyük teyzemin torunları.

Adalarda yaşamakta olan Türklerin,Türkiye’de mesken etmiş, iş edinmiş akrabaları ve soydaşları ile bağlantıları var. Yoğun olarak bu bağlantılar devam ediyor. Hatta şunu söyleyebiliriz: Varlıklı Rodos ve İstanköy Türklerinin, Türkiye’de belli ölçülerde taşınmaz malları vardır. Kısaca ada Türkleriyle bağlantımız irtibatımız devam ediyor.

Ruşen Çakır: Peki şunu sormak istiyorum: Rodoslu Türkler şu anda en çok neden şikayet ediyor? Rodos’ta yaşananları, yani o ilk kalktıkları yerlerdeki meseleyi bir kenara koyalım, onları söylediniz, onlar önemli hususlar. Ama artık burada yıllardır süren bir hayatları var insanların. Bir şikayetleri var mı? Bir beklentileri var mı devletten, toplumun farklı kesimlerinden, yoksa herkes halinden memnun mu?

Mustafa Kaymakçı: Bakın, şu anda tekrarlıyorum, bunu çok önemli buluyorum; Rodos ve İstanköy’deki Türkler, Türk kültürel kimliğinin kabul edilmesini istiyorlar, çift dillilik  temelli okulların açılmasını istiyorlar.

Ancak şunu söyleyebilirim; Rodos ve İstanköy’deki Türkler, Türk kültürel kimliğiyle haklarını arama konusunda oldukça pasifler. Oldukça pasifler diyorum, bu sözcük de az. Bir korku kol geziyor.

Bakın, ben objektif bir insanım, bir bilim kişisiyim, bunu bilerek söylüyorum. Bir korku kol geziyor.

Önce kendimden bir örnek vereyim. Ben, özellikle 2000’li yıllardan sonra Rodos ve İstanköy Türklerinin Türk kültürel kimliğinin kabul edilmesi konusunda Birleşmiş Milletler’de, AGİT’te, Avrupa Konseyi’nde ve benzeri örgütlerde, özellikle Avrupa toplumunda çalışmalar yapıyorum[5]. Bu çalışmalarımın sonucunda, son olarak 1996 yılında Rodos’a ve İstanköy’e bir ansiklopediyi hazırlamak amacıyla gittiğim zaman İstanköy’de tutuklandım, sonra sınır dışı edildim[6].

Şunu söyleyebilirim; bütün kültürel kimliklerin kabul edilmesini savunan bir insanım; bir Rodos Türkü olarak da  Rodos ve İstanköy’deki Türklerin Türk kültürel kimliğiyle kabul edilmesini istiyorum. Bu benim gerçekten hakkım.

Size daha ilginç bir örnek söyleyeyim izin verirseniz. Rodos ve İstanköy’e gitmediniz herhalde.

Ruşen Çakır: Rodos’u gördüm de İstanköy’ü görmedim.

Mustafa Kaymakçı: Size Rodos ve İstanköy’deki Türk esnafının Türk kimliğini ifade etmekten kaçındığına ilişkin bir örnek de vermek isterim.

Ben bunu birkaç kez Rodos ve  İstanköy’de çarşı içinde eşim  ve çoluk çocuğumla  Türkçe  konuşurken yaşadım. Benim  Türkçe konuştuğumu  gören  kimi esnaf  Türkçe olarak çağırmıştı. “Sen Türk müsün?”diye sorduğumda   “Ben Türk değilim, Rodos Müslümanıyım” ya da “Yunan Müslümanıyım” şeklinde cevap verdiklerini gözlemlemiştim. Bu durum,salt benim karşılaştığım bir olay değildi. Giderek yaygınlaştığını söyleyebilirim.

Rodos ve İstanköy’e Türkiye’den  turist olarak giden Türk yurttaşlarının da bunu gözlemlemelerini rica ediyorum.

Şunu söylemek istiyorum. Ada Türkleri Yunanistan Devleti’nin korkusundan  Rodos ve İstanköy’deki Türklerde Türk kültürel kimliğinin kabul edilmesi, çift dillilik esasında tekrar 1972 yılında kapatılan okulların kapatılması konusunda kesinlikle talepte bulunamazlar. Örneğin esnaf talepte bulunduğu zaman, onun başına değişik uygulamalar gelebilir. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim, çok objektif olarak söylüyorum bunu.

Ruşen Çakır: Peki, Türkiye’deki Rodos Türklerine baktığımız zaman, kültürel olarak bir farkları, diğer Türk topluluklardan bir farkları var mı? Yani, anladığım kadarıyla denizcilikle daha fazla ilgililer, sahil kesimlerinde yaşıyorlar. Onun dışında, Rodos Türkleri deyince, mesela sizler bir araya geldiğinizde, kendi içinizde kültürel olarak neler dikkat çekiyor? Mutfak ya da folklor falan…

Mustafa Kaymakçı: Rodos ve İstanköy’deki Türklerin kültürel iletişimleri kıyılardaki, örneğin Fethiye’de, Marmaris’teki insanlarla ileri düzeydedir. Örneğin, benim babaannem Fethiye’nin Üzümlü köyündendir. Özellikle son döneme kadar, Rodos ve İstanköy Türklerinin kültür alışverişi,  aslında oradan geldikleri için, Muğla ve çevresindeki insanlara benzer. Aynı zamanda doğal olarak Yunanlılarla birlikte yaşadıkları için, elbette karşılıklı kültürel iletişim oldu. Örneğin, Yunancaya geçen Türkçe sözcükler var. Yunancadan Türkçeye geçen sözcükler var. Yemek kültüründe de Yunan kültürüyle etkileşim içerisinde kalmışlardır..

Ruşen Çakır: Anladığım kadarıyla, Rodos’taki sayıları iyice azalan Türklerin durumu ve geleceği, büyük ölçüde buradaki(Türkiye) soydaşlarına ya da akrabalarına bağlı.

Mustafa Kaymakçı: Evet.

Ruşen Çakır: Ama yine anladığım kadarıyla bu konuda siz mesela bir istisnai örnek gibi duruyorsunuz sanki. Çok büyük bir kamuoyu oluştuğunu görmedim. Ben yıllardır gazetecilik yapıyorum, çok karşıma çıkmış bir olay değil. Bu konuda burada on binlerce, hatta siz yüz binlerce dediniz, Rodos ve İstanköy kökenli insan varsa, çok daha yüksek sesle bunu gündeme getiriyor olmaları lazım. Biraz hayretle bahsediyorum bundan.

Mustafa Kaymakçı: Teşekkür ederim, çok güzel bir soru.

Biz şimdi iki temel   düzlemde çalışma yapıyoruz. Birincisi Türk kamuoyunda. Çünkü Türk kamuoyu açıkça, bunu bir tespit olarak söylüyorum, Rodos ve İstanköy’de Türklerin yaşadıklarının farkında değil. Ancak burada en büyük  eksiklik ya da kusur, Rodos ve İstanköy’den Türkiye’ye göç eden, yerleşmiş insanlardan kaynaklanıyor. Biz gerekli çalışmaları çok geç olarak yaptık. Bunun ayırdına yeterince varamadık.

Derneğimizi 1996 yılında kurduktan sonra 2000’li yıllardan itibaren bu açığı kapamak için gerek Türkiye’deki akademik çevreyle, gerekse diğer sivil toplum örgütleriyle ortak çalışmalar yapıyoruz. Önce Türk kamuoyunda sorunlarımızı duyurmaya çalışıyoruz; Rodos ve İstanköy’de yaşamakta olan Türkler var, bunların önemli kültürel sorunları var. Sempozyumlar yapıyoruz — size de göndermiştim — özellikle İstanbul’da, Ankara’da ve benzeri yerlerde.

İkinci sıradaki etkinliklerimizi ise Türkiye dışında,Birleşmiş Milletler ve diğer sivil toplum örgütleri, Avrupa Konseyi’nde benzer çalışmalar yapıyoruz. Özetle sesimizin yeterince  duyulmamasını bu geç kalınmış bir örgütlenmenin yarattığı sonuçlar diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Evet, Mustafa Bey, nasıl toparlayalım konumuzu?

Mustafa Kaymakçı: Şöyle toparlayalım isterseniz.

Şimdi ben üç temel konudan bahsetmiştim.

Birincisi:Ana dili öğrenme hakkı.1972 yılından beri okullarda Türkleri anadillerini öğrenme hakları söz konusu değil.

İkincisi: Türk kimliğiyle örgütlenme hakkı yok.

Üçüncüsü: Rodos ve İstanköy’de mimari eserlerin korunması. Bunların korunmasıyla bağlantılı Osmanlı döneminden kalan İstanköy ve Rodos’ta vakıflar vardı. Bunlar Türk vakıflarıydı, ancak Yunanistan dönemiyle birlikte bu vakıfların statüsü değişti. Yönetim kurullarının oluşturulmasında, artık Rodos ve İstanköy’deki Türkler arasındaki seçimler kalktı, atamayla söz konusu oldu.Yunan Devleti, bu vakıflara bir temsilci de  atadı. Burada vakıflarımızın taşınmaz malları, haraç-mezat satıldı, satılmaya devam ediliyor.. Diğer yandan, Yunanistan yasalarına göre dinsel kökenli vakıflar herhangi bir vergiden muaf olmalarına karşılık . Rodos ve İstanköy’deki Türk vakıfları, binde altı düzeyinde bir vergi uygulanıyor. Sonra  gereksiz eleman istihdam ediliyor. Bu elemanlarla bütçeleri şişiyor ve, İstanköy ve İstanköy’deki vakıflarımızın malları ellerinden satılmak zorunda kalıyor.

Kısaca belki siz bu terimi kabul etmeyebilirsiniz; daha öncede değinmiştim ,ben bir kültürel soykırım uygulanıyor diyorum.

 Şöyle düşünüyorum;Rodos ve İstanköy’de, aynen Batı Trakya’da olduğu gibi kendilerine Türk denen insanlar yaşıyor. Yunanistan’da yaşayan  Türklerin, kültürel olarak yok edilmesi, bir kültürel kimliğin yok edilmesi anlamındadır. Türkiye ve Yunanistan arasındaki Ege adalarından kaynaklanan sorunlar, FIR Hattı ve benzeri konuları bir kenara bırakıyorum; ancak bu adalardaki Türklerin varlığının korunması, bana kalırsa, Türkiye’nin de yararınadır.

Son olarak şunu söylemek isterim:Yunanlıların,kimi zamanlar örtük,kimi zamanlar açık  Megali Idea düşüncesi devam ediyor.Bu  konunun dikkate alınması ,Türk kimliklerini korumaya çalışan Rodos ve İstanköy Türkleri açısından olduğu kadar Yunanistan’ın Megali İdeası’nın anlaşılması ve denetimi açısından da önemlidir. Çünkü adalarda Türk kimliğinin yok edilmesi,Batı Trakya’da olduğu üzere  Yunan Megali İdeası’nın amaçlarından biridir.Bu nedenle de , Rodos ve İstanköy’deki Türk varlığının korunması, Megali Idea’ya karşı da tavır alınması  anlamındadır diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Mustafa Bey.

Mustafa Kaymakçı: Bana bu fırsatı verdiğiniz ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, “Bir mozaik olarak Türkiye” yayın dizimizin 49. bölümünde, Rodos ve İstanköy Türkleri konusunu Mustafa Kaymakçı ile konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.


[1] Bu sayı, Rodos ve İstanköy’de incelemelerde bulunan T.C.Tarih Kurumu Eski Başkanı Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu tarafından tespit edilmiştir.

[2] Kaymakçı, M., C.Özgün, 2015. “Rodos ve İstanköy Türklerinin Yakın Tarihi “Ege Denizi’nde Yükselen Sessiz Çığlık”. Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları. Karşıyaka-İzmir

[3] Kaymakçı, M., C.Özgün,F. Yaldız(Ed.,) 2019. “Rodos ve İstanköy Türk Vakıfları” Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları.Eğitim Yayınevi,Konya

[4] Mustafa Kaymakçı’ın ailesi İzmir’de bir süre ikametgah belgesi ile yaşadılar.1960 yılında Türk nüfusuna kavuştular.Ancak babasında devlet korkusu egemendi.

[5] Kaymakçı,Kaymakçı,2025.Rodos ve İstanköy Türklüğü’ne Adanmış Bir Hareket:

Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği.  Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları

[6] Kaymakçı,Kaymakçı,2025.a.g.e