Değerli Rodos ve İstanköy Türkü Soydaşlarımız ve Dostlarımız,
ROİSDER olarak 2025 yılında “Rodos ve İstanköy Türklüğünde İz Bırakanlar Ansiklopedisi” adlı kitabı yayınlamıştık,Kitabımız, adalar Türklerinde iz bırakanları,kamuoyuna tanıtmanın yanı sıra onların hizmetlerine ödenmesi gereken bir kadirbilirliğin yerine getirilmesi amacıyla kaleme alınmıştı.
Bu kapsamda , “Atatürk’ün Fikir Fedaisi Reşit Galip” adıyla 30 Nisan 2026 tarihinde Karşıyaka Sancar Maruflu Sivil Toplum Yerleşkesi’nde bir söyleşi düzenlemiştik .Yazar Yener Oruç tarafından verilen söyleşiye, çok sayıda Rodos ve İstanköy Türklerinin yanı sıra sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katılmıştı.
Değerli Yener Oruç’un söyleşiyle ilgili izlenimlerini paylaşmak dileğindeyiz.
Rodos,İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği
TABAKLARDA BAYRAK AÇMAK
“Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği davetlisi olarak konferans vermek üzere 30 Nisan 2026 tarihinde İzmir’deydim. Konu 1893 Rodos doğumlu “Atatürk’ün Fikir Fedaisi; Dr. Reşit Galip” ti.
Aynı adla yazdığım kitaptan önce pek tanınmayan Reşit Galip adı bilinir olmuştu. Bu tarihe kadar adına yazılmış özgün bir çalışma yoktu. Yayımlandığı 2007 sonrası birkaç yayın daha oldu. Bu sevindirici gelişme birkaç yıldır ölüm yıldönümlerinde mezarı başında anmalara dönüştü.
Kitap piyasaya çıktıktan birkaç ay sonra bir telefon…
Arayan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı’ydı. Rodos doğumlu olduğunu ve adada kalan son Türk topluluğunun asimilasyona tabi tutulduğunu söyleyip, Rodoslu Türklerin unutulmakta olan bir kıymetini ele almış olmamla, Rodos Türk’ünün Türklükle köprüsünü kurarak bu asimilasyona karşı bir duvar ördüğümü anlatıyordu. Kitabı, Rodos’a ulaştıracaklarını söylüyordu.
Ummadığım bir sonuca ulaşmıştım, bu nedenle çok mutluydum.
Sabah sabah vatanseverlik şerbetiyle sarhoş gibiydim.
Reşit Galip adını öğrendiğimde 39 yaşımdaydım. Okuma ağırlığı Cumhuriyet ve Yakın Tarih olan ben nasıl bilmezdim! Büyük utanç duydum.
Reşit Galip, Atatürk’ün “Hem tıp doktorudur, hem hukuk doktorudur, hem siyaset doktorudur, hem edebiyat doktorudur ve güzel arkadaştır”, “Beni dinleyiniz, Reşit’i Mersin’de ben buldum, mühim bir gün gelecek, Doktor iş başına geç diyeceksiniz ve bu adam iş görecek” dediği, ‘Reşit Galip, yüksek evlat, kıymetli arkadaş!’ diye hitap ettiği isimdir.
Haykıra haykıra okuduğumuz Andımızın müellifi de olan Reşit Galip’i bilmemek sanırım benden önce müfredatları hazırlayanların kabahatiydi.
“Ömrünü Türk varlığına armağan etmiş “ Andımızı tüm ilkeleriyle yaşamış 41 yıllık bir ömre hiç değinilmemişti. Bu örnek kimliğin hatırası bile bazılarını rahatsız etmiş olabilirdi. Ben tanımamanın utancını tanıtarak silmeye karar verdim.
Temel kaynak olarak kullandığım eser A. Şevket Elman’ın derlemesidir. Elman, Reşit Galip’in milletvekili mazbatasını almadan cebindeki 30 Liranın 25 Lirasını kendisine kitap parası gönderdiği Rodos’tan babasını tanıdığı yetim öğrencidir. Reşit Galip, Mersin’deki ailesinden para gelene kadar lokantalara da borç yapmaktan utanıp aç dolaşmıştır. Elman’da vefasını 1950’lerin başında bu derlemeyi yaparak göstermiştir.
Derlemede Hayrettin Gürol’un “İnkılapçı olmak, Atatürkçü olmak kadar biraz da Reşit Galipci olmak demektir ”sözünü ilkin aşırı bularak yadırgamıştım. Ancak Reşit Galip’i araştırdıkça tespitinde haksız olmadığını gördüm.
Çünkü o devrimci kişilik Atatürk’ün “Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü kendi selametini, kendi saadetini memleketin milletin saadet ve selameti için feda edebilen vatan evlatları çoktur.” dediği o vatan evlatlarından ve en önde gelenlerinden ve en devrimcisiydi.
Gelelim yazıdaki başlığa…
Mart’ın sonu olmalı bir telefon… Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, İzmir’e” Dr. Reşit Galip’i ada Türklerine anlatmaya gelir misin? diyordu.
Nasıl gelmezdim! Üstelik yeni öğrendiğim bir bilgiye göre İsrail, Ege’deki 40 adaya Yahudi nüfus yerleştirmeyi hedeflerken… Sayın Hocama “Milli görev bilirim.” dedim.
Ada Ahlakı
Kanımca ve söylenene göre verimli bir konferans oldu. Reşit Galip’i yazarken ve sonraki araştırmalarımda dikkatimi çeken bir konu vardı. İstanbul adalardan arkadaşlarım samimi ancak mesafeli ve de dürüst kişilerdi. Eskiden adalara sık giderdim. Zamanın ada ahalisi de benzer izlenimler verirdi. Bu nedenle vukuatlar yok denilecek kadar az, olanlar da ada dışı unsurların marifetiyleydi.
Sanırım merkeze ulaşımın güç olduğu adaların ahalisi daha da olumlu ilişkiler geliştirmiştir, ne de olsa herkes birbirinin yüzüne daha fazla aşina ve bakmak zorunda diye düşünürdüm. Ada yalnızlığını yenmek ve güvenliğin arttırmak samimi ilişkilerle ancak daha yüksek ahlakın gelişmesiyle mümkün ve sürdürülebilir, düşüncem Dr. Reşit Galip’i tanıyınca somutlaşmıştı.
Adalar böyle insanları mayalıyordu. Hep yüz yüze olmak, aynı iskeleden aynı, yoldan ulaşmak gibi beşerî haller.
Rodos ve diğer adalardaki Türkler için de durum aynı hatta daha yüksek ahlaka yürüten nedenler de vardı.
İmparatorluklar kurmuş bir milletin asli unsuru olarak bu milletten olmayı cezbedecek bir ahlaka sahip olmak farzdı. Diğeri ise başka bir dinin mensupları olarak yüksek ahlaklı olmak Tanrı nazarında yücelmek olduğu kadar İslam’ın temsilcileri olarak nefaset taşımanın bilinci vardı.
Çünkü karşılarında başka bir milliyet ve din vardı. Bu bir değil iki Sırat Köprüsü gibi olmalı. Felsefeci E. Kant’ın “Din Tanrıya götürmez, ama ahlak Tanrıya götürür” yaklaşımını kim bilir kaç asır öncesinden sosyal genlerinde taşımaktaydı Rodos ve diğer adaların Türk ahalisi.
Onlardan biri olarak Dr. Reşit Galip ile kıvanç duymak Rodoslular kadar okuduğu İzmir İdadisi (şimdiki Atatürk Lisesi) ile İzmirlilerin, Milli Eğitim Bakanımız olarak Türkiye’mizin hakkıdır. Bu hakkı yerine getirerek “Köylü dostu hekimi” kıvanç içinde andık.
“Köycüler Cemiyetinden” bahsettik. Cemiyetin önde gelen 5 bahadırının üçü Ege’deki adalardandı. Reşit Galip, M. Ali Ağakay, Fazıl Doğan, Hasan Ferit (İstanbul). Muhtemel ki adı belli ancak ayırtısına ulaşamadığımız Dr. Mustafa Alp’de adalı olabilir. Beşte üç adalı isimler. Buna tesadüf demek zor. Zira adalar dahil sınır boylarında hissedilen tehditle milli duyarlılık yüksektir.
Konferans öncesi ve sonrası sohbetlerde ziyadesiyle bu duyarlılığı gördüm. Artık adalarda doğmasalar da kalpleri orada kalan 9 Bin Türklerle atan, ata eser ve mezarlarına vefa gösteren insanlarda gördüğüm dengeli demokratik milliyetçiliğin bir parçası olduğum için mutluyum.
Rodos Zerdesi
Öncelikle Sayın Başkan Mustafa Kaymakçı ve Dernek Yönetimine teşekkür ederim. Çok konukseverler.
Konferans sonrası hep birlikte kaşıkladığımız pilav ve Rodos Zerdesi bana coşku veren bir sürpriz oldu. Zerdeyi çok severim. Evde yaptığımız pirinç, nişasta, şeker, gülsuyu, zerdeçal, safran ile sapsarı pişen, üzerine kuş üzümü serpilen zerdeden ne farkı olabilirdi Rodos zerdesinin?
Ya bademli ya da sakızlıdır, diye düşünmüştüm. Ama kıpkırmızı bir zerdeydi bu zerde.
Rodos Zerdesinin hikayesini de oradakilerden öğrendim. Konya’da ve başka beldelerde de safransız, zerdeçalsız yapılan bu tatlının İtalyan işgalini takip ettiği günlerde değiştiğini öğrendim.
Osmanlı fethettiği yerlere zırhsız savaşan gözü pek azap askeri
olacak Türkleri yerleştirirdi. Çünkü devletin kurucu unsuru olmakla özdeşen ve övünen Türklerdi. Devletin bekâsı onlara teslim edilirdi. Adalar Türklüğü de böyle bir köke sahip.
Ancak varlıkları şimdi baskı altında. Yunanistan’a göre Müslüman Yunanlı. Türk kimliğinden söz eden yok. Örtülü yasak. Sözleşmelerle silahtan arındırılmış adalar silahlandırılırken sessiz kalanlar mı bu baskılara göğüs gerecek? Bazılarına Müslüman demek yetiyor olmalı ki bu hale karşı sessizlik tercih ediliyor galiba!
Şimdi de İsrailli yerleşimcilerden söz ediliyorsa bu sessizlik düşündürücü. Buralardaki 9 binin üzerindeki canımız için düşünen var mı!
Ahh be Osmanlı…
Neden deniz devleti olmak istemedin, çabalamadın! Nasıl da kaybettin yurt bilinen, ata mezarlarıyla dolu onca toprağı!
İnsanın denizle mücadelesi, onu alt edebilmek için attığı her adım bilim ve teknoloji istikametindedir. Çünkü denizde yaşam teknolojiye sevdalıdır. Bu nedenle deniz devleti olanlar hep üstün olacaktır. Teknoloji sahibi olmayan medeniyet jeopolitik oyuncu gücünü yitirir.
Gün gelecek deniz devleti olamayan Osmanlı adalardan çekilecekti. Adalara yerleştirilen Türklere de acılar düşecektir.
Önce İtalyan işgaline uğrayan sonra Yunanistan egemenliğine giren adalarda Türklere baskılar uygulandı. İtalyanlar, Rum ve Türkleri İtalyanlaştırma manevralarından sonuç almadılar.
İtalya çekilip gittiğinde bu sefer hiç egemen olmadığı topraklara emperyalizmce egemen tayin edilen Yunanistan’ın baskısıyla karşı karşıya kaldılar.
Eskisi gibi kutsal ve dini bayramlarında gönderlerde yükselen, pencerelerde rüzgarla şahlanan bayrakları göremeyen Rodoslu Türkler, zerdelerini yine kutsal ve milli günlerde yaptılar. Ancak hafızayı güçlendirici özelikleri tıbbi olarak kimyasında taşıyan, ilkin yakıcı tadıyla acıyla geçmişi hatırlatan sonrasında ferah günleri vadeden umudun tadı ve aromatik kokusunu bırakacak karanfil kattılar, zerdelerine.
Geçmişi ve köklerini unutmamak için karanfile rol veren Rodoslular, zerdelerine bayrağımızın al rengini de kırmızı pancardan yaptıkları boya ile verdiler. Pilavın beyazıyla doldurulan tabaklara al zerdelerini koydular. Türk Bayrağı renkleriyle tabaklarda sancak açarak kimliklerini vurgulayıp, korudular.
Umarım II. Dünya Savaşı egemenlerinin hukuksuzluğu sona erip bir gün Rodos ve diğer adalarda rüzgarlar özlediği bayrağı akın akın, mavilikler dalga dalga selamlar. “
Yener ORUÇ
5 Mayıs 2026

